SOSYAL YARDIMLAR VE YOKSULLUK

1.    Giriş

İnsanlığın her döndemde yaşadığı sosyal sorunlardan biri olan yoksulluk ve gelir dağılımındaki eşitsizlik, günümüzde küresel bir nitelik kazanmıştır. Nitekim 20. yüzyılın son çeyreğinde, yoksulluk içinde yaşayan insan sayısı sadece azgelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerde değil, aynı zamanda, çoğu gelişmiş ülkede de artmıştır.

Buna karşılık, Doğu Asya Ülkeleri ile Çin ve Hindistan gibi bazı ülkelerde ekonomik gelişme ve büyümede elde edilen başarının beraberinde yoksulluğu da azalttığı gözlenmektedir. Türkiye’de de özellikle 2002 sonrası yoksulluk oranlarında önemli bir düşüş meydana geldiği görülmektedir (TÜİK, 2012). Fakat elde edilen bu kısmi başarıya rağmen, dünya nüfusunun önemli bir bölümü halen yoksulluk içinde yaşamını sürdürmektedir.

Günümüz dünyasında yoksulluğun küreselleşmesi ile birlikte sorunun çözümüne yönelik arayışlar da küresel bir boyut kazanmıştır. Birleşmiş Milletler (BM), Dünya Bankası (DB) ve diğer uluslararası finans kuruluşları, yoksulluğun azaltılması konusuna daha fazla odaklanmaya ve dünya yoksulluğuna karşı küresel bir koalisyon oluşturmaya başlamışlardır. 

Bu doğrultuda atılan en önemli adımlardan biri, Eylül 2000 tarihinde, BM Milenyum Zirvesi’nde Milenyum Kalkınma Hedeflerinin (MDGs) imzalanmış olması ve 2015 yılına kadar dünyadaki aşırı yoksul insan sayısını % 50 azaltmanın önemli bir hedef olarak belirlenmesidir.

Bu yazıda; yoksullukla mücadele için sosyal yardımların tek başına yeterli olup olmadığı konusu irdelenmiştir.

2.    Yoksullukla Mücadele İçin Sürdürülebilir Ekonomik Büyüme

Yoksullukla mücadele için en başta vurgulanması gereken şey, “sürdürülebilir bir ekonomik büyümenin” gerekliliğidir. Bunun yanında makro ekonomik dengesizliklerin de yoksullukla yakından ilgili olduğu belirtilmelidir. Çünkü makro ekonomik çöküşler hem yoksulu daha da yoksullaştırmakta hem de yoksul sınıfına yeni insanlar katmaktadır. Dolayısıyla, uzun vadede yoksullukla mücadele için istikrarlı bir makro ekonomik çerçevede sürdürülebilir büyümenin sağlanmasına önem verilmesi gerekir (Uzun, 2003). Nitekim Türkiye’de de özellikle 2002 sonrası yoksulluğun azaltılmasının temelinde yatan etkenlerin başında, ekonomide sağlanan istikrar ve büyümedeki başarı gelmektedir.

Yoksulluk, sadece gelir düzeyine indirgenmemesi gereken çok boyutlu bir sorun olup aynı zamanda, üretim araçları mülkiyeti ve bölüşüm ilişkileri gibi yapısal sorunları içeren toplumsal mekanizmanın bir göstergesidir. Bu nedenle, yoksullukla mücadele programlarında yalnız yoksulluğun yüzeysel belirtileri değil, yoksulluğa sebep olan sorun ve süreçler de göz önünde bulundurulmalıdır (Önder ve Şenses, 2006).

3.    Başarılı Ülke Uygulamaları

Yoksulluk ve eşitsizlikle mücadelede önemli başarılar elde eden ülkelerle ilgili yapılan ampirik araştırmalar, nakit transferlerinden çok uygulanan büyüme modelinin yoksulluk ve eşitsizliği azalttığı sonucuna varmıştır. Örneğin, Endonezya’da işçi emeğinin üretken bir şekilde kullanılmasını öngören bir büyüme modeli benimsenmiş ve temel kamu hizmetleri yaygın bir şekilde sunulmuştur. Sonuç olarak, 17 yıllık bir süre içerisinde Endonezya’da yoksulluk oranı % 64’ten % 22’ye düşmüştür. Fakat Pakistan ve Brezilya tecrübelerinin de gösterdiği gibi, ekonomik büyümenin daima sağlık ve eğitim standartlarında düzelmeye yol açmadığını da unutmamak gerekir. Bu noktada temel kamu hizmetlerinin (eğitim, sağlık gibi) sunumu önem kazanmaktadır. Eğitime yapılan yatırımların yoksulların gelirlerinin arttırılmasına katkıda bulunduğu bir takım ampirik araştırmalarla ispatlanmıştır. Endonezya ve Malezya örneğinde olduğu gibi, hem büyüme hem de kamu kaynaklarının eğitim ve sağlık için tahsisi yoksulların faydasına olmuştur (Squire, 1993).

Diğer ülkelerin tecrübelerini de dikkate aldığımızda, yoksulluğu azaltmada stratejik öneme sahip politika unsurları olarak şunlar öne çıkmaktadır (Bigsten ve Levin, 2004):

Ø Tarımsal ve kırsal kalkınmanın gerçekleştirilmesi,

Ø Fiziksel altyapı ve beşeri sermaye yatırımlarının arttırılması,

Ø Çiftçilere ve girişimcilere doğru insiyatifler sağlayan etkili kurumların oluşturulması,

Ø Yoksulları kapsayacak güvenlik ağlarının oluşturulması,

1978’den beri uygulamaya konulan reformların bir sonucu olarak Çin’de yoksullukla mücadelede elde edilen başarı yadsınamaz. Çin’deki yoksullukla mücadelede elde edilen başarı ile ilgili olarak yapılan ampirik bir çalışmada aşağıdaki sonuçlara ulaşılmıştır (Ravallion ve Chen, 2007):

Ø Hükümetlerin, yoksulların karşı karşıya bulunduğu vergileri azaltmak suretiyle yoksullar üzerindeki yükü azaltması, yoksullukla mücadelede önemli bir etken olarak öne çıkmaktadır.

Ø Çin’deki yoksulluğun büyük bölümünün kırsal kesimde bulunduğu dikkate alındığından, tarımsal büyümenin yoksulluğu azaltmada önemli bir rol oynaması şaşırtıcı değildir. Çin tecrübesinin de gösterdiği gibi, gelişmekte olan ülkelerin çoğunda, yoksul-yanlı büyüme (pro-poor growth) için tarımsal ve kırsal kalkınma hayati öneme sahiptir.

Ø Makroekonomik istikrar (özellikle enflasyon şoklarından kaçınma) yoksulluğu azaltma için faydalı olmuştur.

Ø Hükümet harcamalarının yoksulluğu azaltıcı etkisi olmuştur. Ancak, yerel yönetim harcamalarının yoksulluğu azaltmadaki etkisi merkezi hükümet harcamalarından daha fazladır. Fakat yerel ve merkezi hükümet harcamaları yoksulluğu azaltmada etkili olmasına rağmen, eşitsizliği azaltmada etkili olamamıştır.

Ø Ticari liberalleşmenin yoksulluğu azaltıcı etkisi belirgin değildir. Ülkenin ticari reform başarısı yoksullar için uzun vadeli fayda sağlayabilir. Fakat 1981-2001 dönemine ait tecrübe, Çin’deki dış ticaret genişlemesinin yoksulluğu hızla azalttığı görüşünü desteklememektedir.

4.    Türkiye’deki Durum

Alınabilecek diğer ekonomik ve sosyal tedbirlerin yanında, etkili yoksullukla mücadele için hem kamu hem de sivil örgütlenme ve kurumsallaşma son derece önemlidir. Kamusal örgütlenme açısından bakıldığında, Türkiye’de, uzun süre ekonomik kalkınma ve büyümenin birincil hedef olarak seçildiğini; benimsenen ekonomik kalkınma modelinin yoksulluk yaratıcı etkilerinin sorgulanmadığını; gerek hükümet programlarına, gerekse Kalkınma Planlarına “yoksullukla mücadelede dolaylı yaklaşım”ın egemen olduğunu; önceliğin ekonomik kalkınma ve büyümeye verildiğini; ekonomik kalkınma ve büyümenin olumlu etkilerinin zaman içerisinde toplumun bütün kesimlerine yayılacağının öngörüldüğünü (trickle down effect); bölüşüm sorunlarının göz ardı edildiğini (Önder ve Şenses, 2006); yoksullukla mücadelenin günümüz dünyasında algılandığı şekliyle gündeme alınmadığını; yoksullukla mücadelenin, daha çok toplumdaki geleneksel sosyal yardımlaşma ve dayanışma dinamiklerine bırakıldığını söylemek yanlış olmayacaktır.

4.1.  SYDV ve Yeşilkart Uygulamaları

Her ne kadar sosyal devlet anlayışı ile bakıma muhtaçlar ve güçsüzlerle ilgili bazı yasal düzenlemeler yapılmış olsa da, yoksulluk kavramını odak alan ve yoksullukla mücadele amacına yönelik ilk yasal düzenleme için 1980’lerin ikinci yarısını beklemek gerekecektir.

Türkiye’de 1990’lı yıllarda uygulamaya konulan ve zaman içerisinde geliştirilerek nüfusun yaklaşık 1/5’ini kapsayan Yeşil Kart uygulaması, yoksullara yönelik sosyal güvenlik ağlarına örnek teşkil edebilecek niteliktedir. Bu anlamda, önemli bir yoksullukla mücadele programı olup yoksulların sağlık açısından güvenceye kavuşmalarına katkı sağlamıştır. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunuyla yeşil kartlılar da genel sağlık sigortası kapsamına alınmıştır.

Ülkemizde gelir dağılımındaki dengesizliklerin giderilmesi, yoksul vatandaşların desteklenmesine yönelik politikaların uygulanması, toplumsal dayanışmanın güçlendirilmesi, sosyal adalet ve barışın korunması amacıyla atılan en önemli adımlardan biri 1986 yılında kurulan Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu (SYDTF)’dur. Daha sonra Genel Müdürlüğe dönüştürülen Fon, 2011 yılında kurulan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na bağlanmıştır.

Türkiye genelinde illerde Vali, ilçelerde Kaymakam başkanlığında 931 Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı (SYDV) bulunmaktadır. Bakanlık bütçesinden aktarılan kaynaklarla ekonomik ve sosyal yoksunluk içerisindeki kişilere çeşitli sosyal yardımlar ve proje destekleri sağlanmaktadır.

SYDV dışında, çeşitli resmi kurum ve kuruluşlara yoksulluğu azaltma ile ilgili bir takım görevler verilmişse de, bu kurum ve kuruluşların hiç birisinin çok boyutlu bir sorun olan yoksulluğun bütün boyutlarını kapsayan bir mücadele amacını gerçekleştirmek için oluşturulduğunu söylemek olanaklı değildir. Aksine, bu kurumlar, yoksulluğu azaltma ile ilgili bir takım sınırlı amaçlar için oluşturulmuştur. Farklı zamanlarda ve farklı ekonomik, sosyal ve siyasal koşulların etkisiyle oluşturulan bu kurumların amaç ve görev alanları kesin çizgilerle belirlenmediği için uygulamada görev çakışmaları ve yetki karmaşası yaşanmaktadır.

4.2.  Sosyal Yardım Sisteminde Artan Kapsayıcılık

Uygulamadaki görev çakışmaları, eşgüdüm eksikliği ve yetki karmaşası nedeniyle, bütüncül (entegre) bir yaklaşımla, yoksullukla mücadele çalışmalarını merkezi düzeyde koordine edecek bir örgütlenmeye ihtiyaç vardır. Bu ihtiyacı karşılamak amacıyla, 03.06.2011 tarih ve 633 sayılı Kanun Hükmünde kararnameyle Aile ve Sosyal Polirtikalar Bakanlığı kurulmuştur.

AK Parti Hükümetleri döneminde, toplumdaki dezavantajlı gruplara (yaşlılar, dul kadınlar, çocuklar, engelliler, gaziler ve şehit yakınları… vb) yönelik çok önemli sosyal yardımlar yapılmakta ve destekler verilmektedir. Bakanlığın kurulmasıyla birlikte, bu yardım ve destekler artarak ve çeşitlenerek sürdürülmektedir.

4.3.  Yerel Yönetimlerin Önemi

Yerel topluma yakınlığı ve ilişkisi nedeniyle, yerel yönetimler yoksullukla mücadele politikalarında önemli bir rol sahibi olabilirler. Ancak, Türkiye’de yerel yönetimlerin, özellikle belediyelerin, yoksullukla mücadelede kendilerinden beklenen performansı gösterdikleri söylenemez. Bu durumun temel sebeplerinden bazıları şunlardır: belediyelerin sosyal yardım ile ilgili görevlerinin kesin çizgilerle belirlenmemiş olması, belediyelerin yoksullukla mücadelenin önemini tam olarak kavrayamamış olmaları ve bunu ana gündem maddesi olarak belirlememiş olmaları, belediyelerin yoksullukla mücadele amacıyla bütçelerinde yeterli kaynak ayırmamaları veya bu amaçla kullanabilecekleri kaynaklarının sınırlı olması; belediyelerin görev alanında yer alan nüfus için bir yoksulluk profili çıkarmamış olmaları; yoksullara ilişkin sağlıklı kayıt ve verilerin olmaması; kısıtlı kaynakların dağıtımında gerçek yoksulluktan ziyade siyasi amaçların ön planda tutulması.

Türkiye’de son yıllarda “sosyal yardım” amaçlı transferlerin arttığı görülmektedir. Ancak yoksullukla mücadelede çeşitli sorunlar var olmaya devam etmektedir. Bu durumun sebeplerinden biri, merkezî ve yerel yönetimler arasında gerekli işbölümü ve eşgüdümün tam olarak sağlanamamasıdır. Görev tanımlarındaki ve organizasyondaki belirsizlik, işbölümü ve eşgüdüm eksikliği, kaynak israfına sebep olmaktadır. Çok boyutlu bir sorun olması nedeniyle, yoksullukla mücadelede, yerel yönetimler ve merkezi yönetimlerin yapacağı farklı görevler olduğu için yoksullukla mücadele stratejisinde merkezi ve yerel yönetimlerin işbölümü ve işbirliğine özen gösterilmelidir. Yerel yönetimlerde yozlaşma ve popülist uygulamaların önlenmesi amacıyla, merkezî yönetim standartları koymalı ve bu standartlar çerçevesinde, yerel yönetimler uygulama aşamasında güçlendirilmelidir.

4.4.  STK’ların Önemi

Merkezi ve yerel yönetim yanında, STK’ların da yoksullukla mücadele alanına dâhil edilmesi ve mevcut STK’ların da güçlendirilmesi son derece yararlı olacaktır. STK’lar, yoksulların ihtiyaç ve çıkarları ile kamu kuruluşları arasındaki iletişimin sağlanmasında anahtar rol oynayabilirler.

Ancak, Türkiye’de STK’lar, yoksullukla mücadelede dağınık bir görüntü sergilemekte; çoğu zaman etkinlik alanları birbirleriyle çakışmakta; bazıları da çok sınırlı bir amaç doğrultusunda dar kapsamlı bir örgütlenme yapısı içinde faaliyette bulunmaktadır (Önder ve Şenses, 2006).

Bu nedenle, kapsamlı ve etkili bir yoksullukla mücadele gündemi oluşturmak için uluslararası ve ulusal düzeyde yürütülen çabalar artırılarak sürdürülmeli; kamu kurum ve kuruluşları, yerel yönetimler ile STK’da görülen dağınık görüntü ortadan kaldırılmalı; Dokuzuncu Kalkınma Planı’nda öngörüldüğü gibi, yoksulluk ve sosyal dışlanmanın önlenmesine yönelik politikaların uygulanmasında… merkezi idare ve mahalli idareler ile sivil toplum kuruluşları başta olmak üzere tüm kesimlerin koordineli bir şekilde çalışması…” (2006: 89) sağlanmalı; uluslararası ve ulusal düzeylerde STK’ın örgütlenmeleri ve işbirliği yapmaları teşvik edilmelidir.

5.    Neler Yapılmalı?

Yoksulluğun azaltılması ve toplumda yol açtığı etkilerin giderilmesi için özellikle kamu kurumları tarafından verilen sosyal yardımlar önemli olmakla birlikte, sosyal yardımlardaki artış beraberinde iki sorun getirmektedir. Birincisi, bu yardımların bütçe üzerinde yarattığı yük nedeniyle ne kadar “sürdürülebilir” olduğudur. İkincisi ise, bu yardımların toplumda “bağımlılık kültürü” oluşturma ve özellikle gençleri üretken olmaktan yoksun bırakma riskidir.

Son yıllarda Hükümet, yoksullukla mücadelede yaklaşım değişikliğine gitmiş; yoksulluğu bir “mücadele alanı” olarak kabul etmiş; yoksullukla mücadelede proaktif, planlı ve bütünsel bir strateji oluşturma çabasına girmiştir. Yoksulluğa bakış açısı, “hayırseverlik” ve “yardımseverlik” söylemlerinden uzak “sosyal hak talebi” ve “insan hakları” çerçevesinde yeniden şekillendirilmeye çalışılmaktadır.

Ancak, yoksullukla mücadelede yapılacak daha çok iş vardır. TÜİK tarafından uluslararası karşılaştırmalarda önem taşıyan satın alma gücü paritesine göre kişi başı 2,15 ve 4,3 dolar sınırlarına göre yoksulluk oranları açıklanmaktadır. Buna göre, son yıllarda Türkiye’de yoksulluk oranları düşmektedir. Kişi başı günlük harcaması, cari satın alma gücü paritesine göre 2,15 doların altında kalan fert oranı 2002 yılında % 3,04 iken özellikle 2004 yılından itibaren hızlı bir düşük trendine girmiş ve bu oran 2011 yılında % 0,14 olarak tahmin edilmiştir. Benzer şekilde 4,3 dolar sınırına göre ise 2002 yılında % 30,30 olan yoksulluk oranı, 2011 yılında % 2,79 olarak gerçekleşmiştir (TÜİK, 2012).

Fakat yoksulluk riski, kırsal ve kentsel alanlarda farklılık göstermektedir. Kırsal yerlerde yaşayanların yoksulluk riski kentsel yerlerde yaşayanlardan fazladır. Bu nedenle, kırsal eğitim ve sağlık hizmetlerine daha fazla yatırım yapmak gerekmektedir. Kırsal kesimde verilecek iyi eğitim ve sağlık hizmetleri, bir taraftan kırsal kesimde tarımsal verimliliği arttırırken, diğer taraftan da bu kesimde yaşayan nüfusun (özellikle çocukların) tarımdışı çalışma ve yaşam koşullarına uyum olanaklarını arttıracaktır.

Yoksullukla mücadelede şüphesiz devlete önemli görevler düşmektedir. Ancak, tüm dünyada yoksullara direkt parasal yardımlarda bulunmayı öngören “sosyal yardım devleti” anlayışı artık önemini kaybetmiştir. Yoksulluğun ortadan kaldırılması için yapısal ve kurumsal düzenlemelere ihtiyaç vardır (Gündüz, 2006).

     Türkiye’de yoksullukla mücadeledeki kurumsal yapı yetersizliğini gidermek için Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın kurulması son derece önemlidir. Bakanlığın kurulmuş olması; kurumlararası yetki çakışması ve görev karmaşasının giderilmesi ile sosyal yardım kurumlarını tek bir çatı altında toplamak açısından yararlı olacaktır.

     Yoksulluğu önlemede uygulanan programlar, sadece nakdi ve ayni yardım şeklinde olmamalıdır. Hiçbir devlet kendi yoksul kitlesini hayat boyu besleyecek bir mali güçe sahip değildir. Yoksullara nakdi ya da ayni yardımlar yanında, işgücü piyasasının dışında kalmış, ancak, çalışabilecek yoksul kitlelere yönelik istihdam sağlayacak projeler önemlidir. İŞKUR’un uyguladığı Toplum Yararına Çalışma Programı (TYÇP) bu anlamda faydalı bir girişimdir. Ancak, TYÇP uygulamasında titiz davranılması ve çalışabilecek durumdaki insanların bu programa dâhil edilmemesi gerekir.

Yoksullukla mücadele programlarında genel bir strateji çerçevesinde öncelikle yoksulluğun en yoğun olduğu kırsal kesime, daha özel olarak da Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleriyle Karadeniz Bölgesine ağırlık verilmesi gerekmektedir. Kentsel yoksulluğun kökeninde de bir ölçüde kırsal kesimden ve özelikle bu bölgelerden göçlerin yattığı göz önüne alındığından, bu tür bir yaklaşımın önemi daha iyi anlaşılacaktır. Türkiye’de kadınların başta eğitim olmak üzere insani gelişme kıstaslarına göre dezavantajlı konumda olması, gerek kırsal gerek kentsel alanlarda çocuk istihdamının eğitim sürelerini ve kalitesini de engelleyecek boyutlara ulaşması ve özürlü kişi sayısının toplam nüfusa oran olarak da yüksek olması yine bu bağlamda önemle üzerinde durulması gereken konular arasında yer almalıdır.

Yoksullukla mücadele alanında atılım yapılabilmesi amacıyla her bölge ve kesim için aynı uygulama yerine, esnek bir yoksullukla mücadele stratejisi benimsenmelidir. Başka bir deyişle, oluşturulacak stratejinin yoksulluk profilinin ayrıntılarını dikkate alması ve her bölge ve kesim için geçerli standart önlemler yerine, farklı bölge ve kesimlerin yoksulluk sebeplerini dikkate alan önlemler geliştirebilen esnek bir yapıda tasarlanması gerekmektedir. Bu esnek yapı içinde belirli yoksul bölge ve kesimlerde, örneğin sağlık ve eğitim, diğerlerinde giyecek ve yakacaktan oluşan aynî yardımlar ve/veya nakdî yardımlara, bazı bölgelerde ise mikrokredi türü programlara ağırlık verilebilir (Önder ve Şenses, 2006).

Yoksullara doğrudan yardım şeklinde daha fazla kaynak ayrılması etkin bir yoksulluğu azaltma stratejisi değildir. Bu noktada, işsizlik düzeyinin önemine işaret etmek gerekir. İşsizlik oranını azaltmak, yoksullukla mücadeledeki en etkili yöntemlerden biridir. Nitekim İsveç’te 2. Dünya Savaşı sonrası dönemde yoksulluk düzeyi oldukça düşüktür. Bu durumun başta gelen sebebi, işsizliğe karşı yürütülen başarılı mücadeledir (Nelson, 2004).

Yoksulluk sorunuyla karşı karşıya bulunan çoğu azgelişmiş ya da gelişmekte olan ülkeler, ekonomik kalkınma için çeşitli yoksulluğu azaltıcı programlar uygulamaktadırlar. Geleneksel olarak, bu programlar kalkınma amaçlı uluslararası yardımlarla finanse edilmektedir. Fakat çoğu azgelişmiş ya da gelişmekte olan ülke sadece yoksulluğu azaltma değil, aynı zamanda hızlı kalkınma sorunuyla da yüz yüzedir. Bu nedenle, söz konusu ülkeler, yoksullara yönelik verilen yardım için konulan koşulları koruyarak bu iki amacı birlikte gerçekleştirmek zorundadırlar. Yoksullukla mücadele için uluslararası yardımlar önemli olmakla birlikte yeterli değildir. Bu noktada, azgelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerde hem yoksulluğu azaltmak hem de ekonomik büyümeyi hızlandırmak için istihdam yaratıcı özellikleri göz önünde bulundurularak küçük ve orta ölçekli işletmeler geliştirilmeli ve desteklenmelidir.

KAYNAKÇA

Bigsten, A. ve J. Levin (2004) “Growth, Income Distribution, and Poverty: A Review”, Growth, Inequality, And Poverty: Prospects For Pro-Poor Economic Development, Derl.: A. Shorrocks ve R. V. D. Hoeven (Oxford: Oxford University Press), ss. 251-276.

Gündüz, A. Y. (2006) “Türkiye’de Yoksullukla Mücadele Üzerine Bir İnceleme”, Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi, c.5, s.16, ss. 34-55.

Nelson, K. (2004) “Mechanisms of Poverty Alleviation: Anti-Poverty Effects of Non-Means-Tested and Means-Tested Benefits in Five Welfare States”, Journal of European Social Policy, c. 14, ss. 371-390.

Önder, H. ve F. Şenses (2006) Türkiye'de Yoksulluk ve Yoksulluk Düşüncesi, http://dusuncekahvesi.googlepages.com/tr.de.yoksulluk.onder-senses.pdf, 24.07.2006.

Ravallion, M. ve S. Chen (2007) “China’s (Uneven) Progress Against Poverty”, Journal of Development Economics, c. 82, s. 1, ss. 1-42.

Squire, L. (1993) “Fighting Poverty”, The American Economic Review, c. 83, s. 2, ss. 377-382.

TÜİK (2012). “Yoksulluk Çalışması, 2011”, Haber Bülteni, 4 Aralık 2012, Sayı 10952, Ankara:  http://www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=10952, 08.12.2012.

Uzun, A. M. (2003) “Yoksulluk Olgusu ve Dünya Bankası”, C. Ü. İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, c. 4, s. 2, ss. 155-173.

Copyright © 2013 Tüm Hakları Saklıdır