BASEL UZLAŞILARI

    1.    Giriş

Küresel finans piyasasının yaklaşık % 90'ını oluşturan bankalar, hiç şüphesiz finansal sistemin en önemli aktörleridir.  Günümüzde ilerlemiş olan teknoloji ve iletişim imkanları ile birlikte bilgiye erişim son derece hızlı hale gelmiştir. Bu durum yeni finansal araçların kullanımını ve piyasaların global ölçekte birbiriyle entegre olması sonucunu doğurmuştur. Entegre olan küresel finansal sistemde sektörün en önemli aktörü olan bankaların birlikte hareket etmesi, ortak ilke ve prensipler geliştirip uygulaması finansal sistemin sağlıklı bir şekilde devamı için zaruret olarak görülmektedir.

Finansal sistemde belirleyici olan 13 ülkenin finans otoriteleri bir araya gelerek Basel Komitesini oluşturmuş, bankacılık sistemiyle ilgili düzenlemeler yapılmaya başlanmıştır. Basel Uzlaşıları olarak adlandırılan bu düzenlemelerin en dikkat çekici yönü, Basel Komitesi’nin resmi bir sıfatı olmaksızın yaptığı düzenlemelerin küresel ölçekte kabul görüyor olmasıdır.

Bu çalışmada, Basel süreci ile dünyada ve ülkemizde Basel Uzlaşıları konusunda yapılan uygulamalar ele alınmıştır.

2.    Basel Süreci ve Dünyada Basel Düzenlemeleri 

2.1.  Basel- I (Basel Sermaye Mutabakatı)

Bankacılık denetimiyle ilgili önemli hususların anlaşılmasının kolaylaştırılması ve dünya genelinde bankacılık denetiminin kalitesinin iyileştirilmesi amacıyla, 1974 yılında oluşturulan Basel Bankacılık Denetim Komitesi’nin üyeleri Belçika, Kanada, Fransa, Almanya, İtalya, Japonya, Lüksemburg, Hollanda, İspanya, İsveç, İsviçre, İngiltere ve ABD’nin dahil olduğu 13 ülkenin merkez bankaları ve bankacılık denetim otoritelerinin yetkililerinden müteşekkildir.

Basel Komitesi, resmi olarak yasal bir statüye veya otoriteye sahip olmamakla birlikte ilgili ülkelerin kamu kurumlarının üye olduğu bir organizasyondur. Komite tarafından ihdas edilen standart ve ilkeler, büyük ölçüde etkili yönlendirici tavsiyeler (soft-law) niteliğinde olup, dünya genelinde kabul görmektedir. Basel Komitesi tavsiyelerinin çoğu Avrupa Parlamentosu ve Konseyi tarafından yapılan düzenleme çalışmalarında dikkate alınmaktadır.

Komite, ulusal sermaye yeterliliği hesaplama yöntemlerini birbirleriyle uyumlu hale getirmek ve bu konuda asgari bir standart oluşturmak amacıyla Basel-I olarak adlandırılan Sermaye Yeterliliği Uzlaşısını 1988 yılında yayımlamıştır.

Ancak, finansal piyasalar zaman içinde önemli ölçüde gelişmiş ve dünya finansal sistemi dikkate alınabilecek ölçüde ekonomik türbülansa maruz kalmıştır. Ayrıca Basel-I; bankaların risk düzeylerini tam olarak yansıtmaması, düzenlemenin yarattığı farklılıklar nedeniyle oluşabilecek arbitrajı engelleyememesi, operasyonel risk gibi bazı riskleri içermemesi ve OECD ülkesi kriterinin yol açtığı rekabet eşitsizliği nedeniyle bankalarda yeterli sermaye ve risk yönetimine sahip olunması veya bankacılık sisteminin güven ve sağlamlığının temin edilmesi hususlarında yetersiz kalmış ve yeni bir düzenleme ihtiyacı hasıl olmuştur (BDDK, 2008).

2.2.  Basel-II

Basel-II metni, beş yıl süren istişare süreçleri sonucunda 2004 yılında yayımlanmış, alım satım faaliyetleri ve çifte temerrüt etkilerine ilişkin konular ile 2005 yılında güncellenmiş ve kapsamlı versiyonu ise Haziran 2006’da yayımlanmıştır. Basel-II, herkese tek beden elbise yaklaşımı yerine, ülkelerin inisiyatiflerine bırakılan ulusal uygulama tercihleri öngörmektedir. Bu itibarla, Basel-II uygulamalarının etkinliği, ülkelerin kendi ulusal şartlarına uygun tercihlerini belirleyebilmesiyle sağlanabilecektir.

Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Konseyi tarafından 14 Haziran 2006 tarihinde onaylanan ve 30 Haziran 2006 tarihinde AB Resmi Gazetesi’nde yayınlanan 2006/48/EC ve 2006/49/EC sayılı direktifler, yeni Basel Uzlaşısı’nın üye ülkelerde uygulanma şeklini belirleyen paralel düzenlemelerdir ve Özkaynak Gereksinimi Direktifleri (CRD) olarak isimlendirilmektedir. Özkaynak Gereksinimi Direktifleri, Basel-II metninde olduğu gibi üye ülkelerin yetkili otoritelerinin ulusal inisiyatiflerine bırakılan tercihler ihtiva etmektedir (BDDK, 2008).

Basel-II Uzlaşısı, riskleri yasal özkaynak gereksinimleri ile daha iyi eşleştirmiş, risk ölçümü ve yönetimindeki gelişmeleri dikkate alarak daha kapsamlı bir yaklaşım inşa etmiş, finansal sistemdeki güvenliği ve sağlamlığı desteklemeyi ve rekabet eşitliğini kolaylaştırmayı sürdürmüş ve karmaşıklık düzeyi çeşitlilik arz eden özellikle uluslararası bankalara odaklanmıştır.

Basel-II; asgari sermaye yeterliliği, denetim otoritesinin inceleme süreci ve piyasa disiplini olmak üzere üç yapısal bloktan oluşmaktadır. Basel-II Uzlaşısı, Basel-I Uzlaşısından farklı olarak Operasyonel Riski de Asgari Sermaye Yeterliliği hesabına dahil etmiştir.

  

 

Kaynak: Basel Bankacılık Denetim Komitesi, 2004.

2.3.  Basel-III

Haziran 2004'te yayımlanan Basel-II metni, Avrupa Parlamentosu ve Konseyi'nin 14.06.2006 tarihli, 2006/48 ve 2006/49 sayılı Direktifleri (CRD) ile Avrupa Birliği (AB) müktesebatına dâhil edilmiştir. Söz konusu Direktiflerde, Basel-II metninde ayrıntıları verilen sermaye yükümlülüğünün nasıl hesaplanacağı, gözetim ve denetim hususları ve de kamuya açıklama yükümlülükleri hüküm altına alınmış, bununla beraber bazı hususların üye ülkeler tarafından belirlenebileceği ifade edilmiştir.

Eylül 2008'de Lehman Brothers'ın iflasını duyurması, ABD'deki büyük yatırım bankalarının banka holding şirketlerine dönüştürülmesi, Fannie Mae ve Fredi Mac'in ulusallaştırılması, AIG'in çöküşün eşiğine gelmesi, Fortis'in parçalanması ve satılması, İzlanda'nın en büyük ticari bankasının ardından ülkenin bankacılık sisteminin çökmesi, birçok ülkenin bankalarına ciddi destekler vermesine yol açması gibi bir kısım olaylar, henüz kriz durumları için yeterince önlemin alınmadığını ve mevcut sistemin ciddi eksiklikler içerdiğini göstermiştir.

Finansal sistem ve bankacılık sistemi hâlihazırda tekrar istikrara kavuşmuş olsa da, krizin maliyeti çok ciddi boyutlara ulaşmıştır. Bununla birlikte küresel finansal kriz, reel sektörü de etkilemiş, refah seviyesinde ciddi düşüşler görülmüş ve yüksek seviyede iş kayıpları yaşanmıştır. Finansal krizin hem çok maliyetli hem de sıkıntılı geçmesi, bankacılık ve finans sisteminin gelecekte karşılaşılabilecek krizlere karşı daha dirençli olmasını sağlamak amacıyla likidite, sermaye kalitesinin arttırılması, ekonomik döngünün dikkate alınması ve sermaye yükümlülüğünün arttırılması gibi önemli reformların gerekliliğini gözler önüne sermiştir. Bu nedenle, Basel Komitesi tarafından hazırlanan reform takvimi Ekim 2009'da Pittsburg'da düzenlenen G20 Liderler Zirvesi’nin en önemli gündem konularından biri olmuştur. 12 Eylül 2010 tarihinde söz konusu reformlar, Basel Komitesi tarafından kamuoyuna bir basın açıklaması ile bildirilmiştir (BDDK, 2010).

Basel-III Uygulama Takvimi

3.    Türkiye'de Basel Düzenlemeleri

Türkiye, 1988 yılında yayınlanan Basel-I ilkelerini kademeli bir süreçten sonra, Basel Komitesinin kendi üye ülkeleri için belirlediği  uygulama tarihi olan 1992 yılı sonundan itibaren tam olarak uygulamaya koymuştur. Buna karşın, ilkelere piyasa riski ile ilgili 1996 yılında yapılan ve 1997 yılı sonunda uygulanması öngörülen ilaveyi, Şubat 2001'de yaşanan finansal krizinde etkisiyle, ancak 2002 yılı başından itibaren uygulayabilmiştir.

Türkiye, Basel-II ilkelerinin hazırlanmasına aktif bir şekilde katılmıştır. Uzlaşının taslak metinleri ile ilgili görüşler hazırlanmış, üçüncü sayısal etki çalışmasına 6 banka ile katılım sağlanmış ve bu çalışmanın nihai toplantısına ev sahipliği yapılmıştır. İlkelerin uygulanma sürecinin hazırlanması amacıyla, Mart 2003'te Türkiye Bankalar Birliği bünyesinde Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu ile banka temsilcilerinden oluşan "Basel-II Yönlendirme Komitesi"  kurulmuştur. Söz konusu Komite, Basel-II’ye geçişe ilişkin bir yol haritası hazırlamış ve ilkelerin uygulanması için Basel Komitesi tarafından öngörülen 2006 yılı sonuna kadar yapılması gereken faaliyetleri detaylı olarak belirlemiştir. Bu hazırlıklar esas olarak Basel-II kurallarının "belirgin düzeyde faaliyete sahip bankalara” (significant banks) uygulanması, diğer bankalara ise Basel-I veya bundan biraz daha sıkı normların uygulanması yönünde yapılmaktadır (Özçam, 2004).

3.1.  KOBİ’ler ve Basel Düzenlemeleri

Türkiyede KOBİ'lerin mevcut yapısal sorunları olan;

ü KOBİ'lerin mali tablolarının reel durumu yansıtmaktan uzak olması (kayıt dışı ekonomi),

ü Kredilendirme süreçlerinde karşılaştıkları teminat yetersizlikleri,

ü KOBİ'lerin gelenekçi yapısı ve aile şirketi hüviyetinden çıkamamaları,

ü Şirket sahiplerinin şirketin ayrı bir tüzel kişiliğe sahip olduğu olgusunu içselleştirememeleri,

Gibi nedenlerle Basel-II sürecine adaptasyonu biraz zaman alabilecektir.

İstanbul Yeminli Mali Müşavirler Odası tarafından hazırlanan Basel-II ve KOBİ'ler isimli çalışmada da ifade edildiği gibi, KOBİ’ler, "öz sermaye yetersizliği, net işletme sermayesinin yetersizliği, şeffaflık sorununu (mali tablolar düzenli, güvenilir ve gerçeği net olarak yansıtacak şekilde kredi derecelendirme kuruluşlarına verilebilecek şekle getirmeli) giderdikleri gibi, firmalar risklerini kendileri de ölçümleyebilmelidirler. Ayrıca firmalar, ana faaliyet konularında çalışmalıdırlar. Firmaların kayıt dışı işlemlerini mutlaka kayıt altına almalıdırlar. Basel-II'nin ön gördüğü teminat yapılarını oluşturmalılardır" (İYMMO, 2006).

Basel-II'nin KOBİ'lerin kredilendirilmesi sürecini daha da zorlaştıracağı yönündeki yaygın kanaatin aksine, Cangürel’in (2012) yazısında belirttiği gibi, "Basel-II'nin ülkemizde uygulanmaya başlamasıyla birlikte kamuoyunda, medyada veya çeşitli konferanslarda KOBİ'lerin Basel-II'den olumsuz yönde etkileneceği söylenerek kamuoyunun karamsar bir algılamaya itildiği görülmektedir. Bu karamsarlığın ana noktasını özellikle ülkemizde 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe girmesi planlanan Basel-II'nin KOBİ'lerin tamamen aleyhine olduğu, zaten bankalardan kredi kullanmakta zorluk çeken KOBİ'lerin bundan sonra finansman sağlama noktasında daha da zorluk çekecekleri hususu oluşturmaktadır. Hatta Basel-II'ye kesin olarak geçeceğimiz tarih yaklaştıkça, bu söylem öne çıkartılarak Basel-II'ye geçişin ertelenmesini mırıldananlar dahi olmaya başladı. En son söyleyeceğimizi en başta kestirmeden söyleyelim: KOBİ'ler Basel-II'den mutlak manada olumsuz etkilenmeyeceklerdir. Hatta bazı hususlarda ise avantajlı konuma geçebileceklerdir”.

Ozan Cangürel, bu yazısında, KOBİ'lerin olumsuz etkileneceğini savunanların "doğru bilinen yanlışları"nı aşağıdaki şekilde irdelemektedir (2012):

a)   Kamuoyunda yanlış bilinen hususlardan birincisi, Basel-II uygulanmaya başlanınca KOBİ'lerin "müşteri çeklerini" bankalara teminat olarak gösteremeyecekleri şeklindeki iddiadır. Burada maalesef ciddi anlamda kavram kargaşası yaşanmaktadır. Zira, bankaların kredi kullandırırken talep ettiği teminatlar her zaman "sermaye yeterliliği hesaplama mevzuatı" gereğince alınmamaktadır. Sermaye yeterliliğinden bağımsız olarak, bankalar, aldıkları riske karşı kendi risk iştahları ve iç politikaları gereği kendilerini korumaları saiki ile ya da bazı teminatların takip hukuku açısından daha hızlı bir prosedüre sahip olmaları nedeniyle KOBİ'lerden çeşitli tipte teminat talep etmektedirler. KOBİ'lerin riskli sayılıp sayılmaması tamamen bankaların kendi "risk algılamasına" ve yönetimine bağlıdır. "Sermaye yeterliliği mevzuatı" açısından bakıldığında, hem mevcut düzenlemelere hem de uygulamaya geçeceğimiz Basel-II'ye göre "müşteri çekleri" dikkate alınmamaktadır. Dolayısıyla bu konuda Basel-II'nin KOBİ'lere ilave bir olumsuz etkisi bulunmamaktadır.

b)   Yanlış bilinen ikinci husus ise, KOBİ'lere kullandırılan krediler için bankalar daha yüksek sermaye bulunduracağı için bankaların KOBİ'lere daha yüksek maliyetli kredi kullandırılacağı şeklindeki görüştür. Mevcut sermaye yeterliliği düzenlemelerine göre % 100 risk ağırlığı uygulanan KOBİ'lere, Basel-II düzenlemeleri kapsamında eğer KOBİ, belirli bazı özellikleri taşıması sebebiyle "Perakende KOBİ" sınıfında yer alıyorsa % 75 risk ağırlığına, bu özellikleri taşımaması nedeniyle "Kurumsal KOBİ" sınıfında yer alıyorsa % 100 risk ağırlığına tabi olacaktır. Görüldüğü üzere, daha düşük risk ağırlığı uygulandığı için bankalar Perakende KOBİ'lere kullandıracakları krediler karşılığında daha düşük sermaye bulundurmaya başlayacaklar, bu da Perakende KOBİ'lere kullandırılan kredilerin maliyetini düşürecektir. Bankaların asgari sermaye gereksinimini düzenleyecek olan Basel-II düzenlemelerinde "Perakende KOBİ"lere kullandırılan krediler, kurumsal firmalara kullandırılan kredilerdenden mevcut duruma göre daha az riskli olarak değerlendirilmektedir. Dolayısıyla Basel-II'nin, mevcut mevzuata göre Perakende KOBİ'lere olumlu etkisi olacağı açıktır. Yani bankalar aynı miktar sermaye karşılığında Perakende KOBİ'lere, kurumsal firmalara göre daha fazla kredi kullandırılabilecektir. Bu durum da bankaların KOBİ'lere kullandırdığı kredilerin marjinal asgari sermaye maliyetini azaltıcı yönde bir etki yaratacaktır. Bu etki BDDK tarafından Basel-II'nin bankacılık sektörüne etkisini analiz etmek amacıyla hazırlanan son Sayısal Etki Çalışması'nda da sayılarla desteklenmiştir. Buna göre, gerek kurumsal gerekse de perakende KOBİ kredilerinin toplamı dikkate alındığında, bankaların tutmakla zorunlu oldukları sermaye gereksiniminde "azalış" olmaktadır. Dolayısıyla, yeni dönemde, sermaye maliyetini düşürerek aynı sermaye ile daha fazla kredi kullandırmak isteyen bankalar için özellikle Perakende KOBİ'lere kredi kullandırmak daha "avantajlı" olacaktır.

c)    Yanlış bilinen üçüncü husus ise, KOBİ'lere derecelendirme notu almalarının mecbur tutulacağı ve derecelendirme notu almadıkları zaman da daha yüksek risk ağırlığına tabi tutulacağı şeklindedir. Öncelikle belirtmek gerekir ki, Basel-II, KOBİ olsun veya olmasın şirketlerin derecelendirme notu almalarını mecbur tutmamaktadır. Ama derecelendirme yapıp da yüksek bir derecelendirme notu alınırsa, bankalar tarafından bu kredinin daha düşük risk ağırlığında sınıflandırılacağı ve dolayısıyla da sermaye maliyeti açısından daha az maliyetli olacağı da bir gerçektir. Öte yandan KOBİ'lere özgü olarak derecelendirme notlarının alınması ile ilgili bir ayrıntı bulunmaktadır. KOBİ'lerden, kullanılan toplam kredisi 2 milyon TL'nin altında olan ve kullanılan bu kredi bankanın perakende portföyünün toplam büyüklüğünün binde 2'sini aşmayan KOBİ'ler "Perakende KOBİ" olarak sınıflandırılmakta ve bu KOBİ'ler "kesinlikle" derecelendirme notu almamakta ve "maktu" olarak belirlenen % 75 risk ağırlığında sınıflandırılmaktadır. Bu kriter dışında kalan Kurumsal KOBİ'ler ise, yukarıda açıklandığı üzere, derecelendirme notu alıp almama noktasında kendileri karar vereceklerdir. Öte yandan, derecelendirme notu olmayan Kurumsal KOBİ'lere kullandırılan krediler % 100 risk ağırlığına tabi tutulacağı için yine KOBİ'lere mevcut duruma göre ilave bir olumsuz etkisi olmayacaktır. Zira bu oran mevcut düzenlemelerde de zaten %100'dür.

d)   Bunların yanında Basel-II ile ilgili bilinmesi gereken bir nokta da, yeni düzenlemelerde ikamet amaçlı gayrimenkul ipoteği karşılığı kullandırılan kredilere % 35 risk ağırlığının uygulanacak olmasıdır. Bilindiği üzere, ülkemizde kredilendirme sürecinde kullanılan en önemli teminat kalemlerinden biri de ikamet amaçlı gayrimenkul ipotekleridir. Mevcut düzenlemelerimizde halihazırda % 50 risk ağırlığı uygulanan ikamet amaçlı gayrimenkul ipoteği karşılığı kullandırılan kredilere % 35 risk ağırlığı uygulanacak olması da Basel-II'nin sadece KOBİ'lere değil bu tip kredi kullanan tüm müşterilere olumlu etkisi olarak değerlendirilebilir.

 

 

3.2.  Neler Yapılmalı?

Türkiye’de KOBİ’lerin Basel-II kriterlerine uyum sağlayabilmeleri amacıyla, ulusal denetim otoritesi ve siyasi otoritelerin almaları gereken aksiyon ve düzenleme yapılması gereken alanlar aşağıda maddeler halinde belirtilmiştir (Aramaz, 2008):

ü KOBİ'lerin gelişimi ve yeni konjonktüre (Basel-II) uyumlarının sağlanabilmesi amacıyla ekonomik istikrarın sağlanması, enflasyonun aşağıya çekilmesi, reel faizlerin makul düzeylere inmesi, makro ekonomik göstergelerdeki iyileşmenin devam ettirilmesini sağlayacak ekonomik programlar hayata geçirilmelidir.

ü KOBİ'ler için ülkemiz gerçeklerine uygun, ölçeksel, bölgesel ve sektörel bazda farklılaştırılmış yeni finansman yöntemleri ve araçları geliştirmelidir.

ü KOBİ'lerin bankalardan veya yatırımcılardan kaynak temin etmeleri sürecinde bu şirketleri analiz edecek rating şirketlerinin kurulması sağlanmalıdır.

ü KOBİ'lerin kendi aralarında ve diğer yatırımcılar ile (yerli-yabancı) olan ilişkilerinin geliştirilmesini (ortaklık, network, stratejik yakınlaşmalar… vb) sağlayıcı mekanizmalar hayata geçirilmeli ve bu ilişkileri destekleyici düzenlemeler yapılmalıdır.

ü KOBİ'lerin varlıklarını korumaları amacıyla yapacakları yatırımlar desteklenmeli, yönetim kaliteleri (Ar-Ge, modern teknoloji, finansal danışmanlık, kalifiye eleman temini… gibi) artırılmalıdır.

ü KOBİ'lerin güçlü derecelendirme notları alabilmeleri ve konjonktürel kırgınlık dönemlerinde ayakta kalabilmeleri için sermaye yapılarını güçlendirmeleri gerekmektedir.

ü KOBİ'lerin, Basel-II’nin etkileri, finansal planlama, finansal yönetim, yatırımlar ve borç yönetimi konusundaki eksiklikleri eğitim yolu ile giderilmelidir.

ü KOBİ'lerin Basel-II düzenlemeleri karşısında güçlendirilmesine ve zarar görmemesine yönelik en büyük katkı, teminat sorununa bir çözüm getirilmesi olacaktır.

ü Adil ve etkin bir vergi sistemi kurulmalı, kayıt dışılık önlenerek Basel-II kapsamında firma şeffaflığı sağlanmalıdır. Ayrıca KOBİ’lerin kayıt altına alınması konusunda vergi idaresince kademeli geçişi sağlayacak bir modelin hayata geçirilmesi ve firma şeffaflığının sağlanmasına önemli bir katkı sağlayacaktır.

ü Finansal raporlama sistemlerinin uluslararası standartlara uygun hale getirilmesi konusunda gerekli düzenlemeler yapılmalıdır.

ü Bağımsız ve objektif derecelendirme kuruluşlarının alt yapısı oluşturulmalı, ilgili kesimlerin mütekabiliyet esasları doğrultusunda büyük faydalar elde edeceği kaliteli, hızlı ve doğru bilgi akışını sağlamak amacıyla kamu otomasyon sistemleri ile bankacılık veri tabanı entegre hale getirilmelidir.

ü Basel-II’ye geçiş sürecinde firmaların yüklenmek zorunda kalacağı ilave maliyetlerin karşılanabilmesi için KOBİ’lere fon desteği sağlanmalıdır.

ü Ulusal denetim otoritesi tarafından KOBİ’leri etkileyeceği düşünülen ulusal inisiyatif alanlarının belirlenmesine yönelik olarak, KOBİ ve diğer ilgili kesimlerin her bir inisiyatif alanı bazında reflekslerini ölçecek araştırmaların yapılması, süreç içerisinde gerçekleşebilecek etkilerin incelenmesi, izlenmesi ve raporlanması işlevini yürütecek bir çalışma grubunun oluşturulmasının yararlı olacağı düşünülmektedir.

ü KOBİ'lerin günümüz bilgi ve teknoloji çağında rekabet gücü yüksek, ileri teknolojileri kullanan ve kalite bilinciyle mal ve hizmet üreten kuruluşlar haline getirilmeleri gerekmektedir. KOBİ’ler için öngörülen bu yapısal değişimin bir plan ve strateji doğrultusunda adım adım gerçekleştirilmesi için Yol Haritasının varlığı gerekmektedir.

ü Basel-II’nin KOBİ’lere etkileri konusunda da BDDK, TBB, Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, TOBB, KOSGEB ve diğer ilgili kurumlar ile ortak projeler yapılmalıdır.

4.    Sonuç          

1974 yılında dünyada gelişmiş 13 ülkenin finans otoritelerinin bir araya gelmesi ile oluşan Basel Komitesi informel bir yapıya sahiptir.

Küresel finans piyasasına işlevsellik kazandırılması adına oluşturulan ilk uzlaşı 1988 yılında yayınlanmış ve 1992 yılında uygulanmaya başlanmış olup literatürde Basel-I Uzlaşısı olarak yer almıştır. Basel-I Uzlaşısının yayınlandığı yıllar, dünyada Bretton Woods Sisteminin sona erdiği ve finansal araçların türev piyasalar gibi yeni ve farklı boyutlar kazandığı bir dönemdir.  Basel-I Uzlaşısı, bankaların değişen ve çeşitlenen küresel finans piyasası karşısında risklerini tam olarak yansıtamadığı/ölçemediği için yetersiz kalmış ve Basel-II Uzlaşısının gerekliliği finans otoritelerince hissedilmiştir.

Beş yıl süren hazırlık dönemi sonrasında, 2004 yılında uygulanmasına başlanılan Basel-II Uzlaşısı, küresel piyasalarda yaşanma ihtimali olan riskleri daha hassas şekilde ele almış ve Sermaye Yeterlilik Rasyosu hesaplamasına Operasyonel Riski de dahil etmiştir.

2008 yılında ABD bankalarının gayri menkul sektörüne yönelik kullandırdığı uygun faiz oranı ve vadeye sahip krediler dolayısıyla oluşan varlıklar (kredi alacakları), menkulkıymetleştirme yöntemiyle küresel piyasalarda finansal aktörlerin satın almasına konu olmuştur. ABD bankalarınca iyi analiz edilmeden kullandırılan konut kredilerinin geri ödemelerinde oluşan aksaklıklar, bilançolarında bu varlıkları taşıyan bankaların finansal dengesini bozmuş ve bu alacaklara yatırım yapan küresel finans piyasasını da hızlı bir şekilde krizle karşı karşıya getirmiştir.

Basel-II Uzlaşısına rağmen küresel ölçekte yaşanan bu kriz, Uzlaşının revize edilmesini gündeme getirmiş ve Basel Komitesi 2009 yılında Basel III Uzlaşısını tartışmaya açmıştır. 2011 yılında G-20 Ülkeleri tarafından kabul gören uzlaşının, 2019 yılı itibarıyla tam olarak uygulanmaya başlanması planlanmıştır. Basel-III Uzlaşısının sisteme getirdiği yenilikler, genel olarak bankaların yasal sermayelerini güçlendirmeye yönelik düzenlemelerdir.

Türkiye Basel-I sürecinden itibaren düzenlemelere uyum sağlamaya çalışmıştır. 2001 yılında bankacılık sektöründe yaşanmış olan sıkıntılar sebebiyle, Basel-II Uzlaşısının piyasa riskine ilişkin düzenlemeyi 7 yıl gecikme ile 2002 yılında uygulamaya koyabilmiştir. Yaşanmış olan 2001 bankacılık krizinden sonra aktive edilen düzenleyici ve denetleyici otorite (BDDK), sektörün nabzını çok yakın bir şekilde tutmuş ve bankalar sermaye yapılarını güçlü hale getirmişlerdir. Türkiye’de sermaye yeterlilik oranı yasal alt sınır olan % 8'in oldukça üzerinde % 16,5 seviyelerinde seyretmektedir.  Bu rasyo, Basel-III Uzlaşısı gereği uygulanacak % 2,5 Asgari Sermaye Koruma Tamponu şartının da Türkiye'deki bankalar tarafından rahatlıkla sağlandığı göstermektedir.

BDDK'nın 2001 Krizi sonrasında sektöre yönelik uygulama ve denetimleri sektörü bugün itibarıyla sağlıklı işleyen bir yapıya kavuşturmuştur. 2008 Küresel Krizinde bile bankalarımız faaliyetlerini sürdürmüş; yapılmış olan düzenleme ve denetimler sayesinde, geçmişte olduğu gibi fona devredilme ve faaliyetlerinin durudurulması gibi süreçler yaşanmamıştır. Tıpkı bu süreçte olduğu gibi Basel kriterlerinin uygulanmaya başlamasıyla KOBİ'ler kendi işleyişlerine çeki düzen verecek, sağlıklı mali tablolar üretecek ve KOBİ'lerin en büyük sorunu olduğu ifade edilen finansmana erişim sorununun şiddeti azalacaktır. Bu bağlamda korkulanın aksine parekende KOBİ segmentinde yer alan bir çok KOBİ, mevcut durumda kullandığı fonlardan çok daha uygun vadede fona, daha uygun maliyetlerle erişme imkanına kavuşabilecektir.

KAYNAKÇA

Aramaz, D. S. (2008). Basel Kriterlerinin KOBİ'lere Etkileri, Yüksek Lisans Tezi, SDÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü, Isparta, http://tez.sdu.edu.tr/Tezler/TS00646.pdf, 05.06.2013.

BDDK (2008). CRD/Basel 2 Ülke Uygulamaları, Çalışma Tebliği, Sayı 1, http://www.bddk.org.tr/ websitesi/turkce/Raporlar/Calisma_Raporlari/4225CRD_Basel%20II%20Ulke%20Uygulamalari.pdf, 05.06.2013.

BDDK (2010). Sorularla Basel III, http://www.bddk.org.tr/WebSitesi/turkce/Basel/ 8742sorularla_basel_iii_29_11_2010_.pdf, 05.06.2013.

Cangürel, O. (2012). “KOBİ'ler Basel-II'den Korkmalı mı?”, Dünya Gazetesi (13.04.2012), http://www.dunya.com/kobiler-basel-iiden-korkmali-mi-151410h.htm, 04.06.2013.

İYMMO (2006). “Basel-II ve KOBİ'ler”, http://www.istanbulymmo.org.tr/_dosya/ MaliPlatform/46%20basel%202%20ve%20kobiler.pdf, 04.06.2013.

Özçam, M., (2004), Basel II Uzlaşısı, SPK Araştırma Raporu, http://www.spk.gov.tr/yayingoster.aspx?yid=942&ct=f&action=displayfile&ext=.pdf, 04.06.2013.

 

 

Copyright © 2013 Tüm Hakları Saklıdır